Türkiye MBA dersi oldu
Eğer Türkiye’yi bir tür büyük holding olarak kabul ederseniz, dün yaşananlardan sonra bu şirketin CEO'su mutlaka görevden alınır, hatta başka şirkette de iş bulamazdı. Bu kadar beceriksiz bir yönetici.
Dün yaşananlar nedeniyle Türkiye, dünyanın belli başlı üniversitelerindeki business programlarında mutlaka mecburi okutulan ders konusu olacak.
Dersin adı da ‘Bir şirket nasıl yönetilmemeli’ olacak. Veya ‘Kriz nasıl yönetilemez’ de olabilir.
Eğer Türkiye’yi bir tür büyük holding olarak kabul ederseniz, dün yaşananlardan sonra bu şirketin CEO’su mutlaka görevden alınır, hatta başka şirkette de iş bulamazdı. Bu kadar beceriksiz bir yönetici.
Ama maalesef Türkiye holding kriterleri ile yönetilmediğinden ve burada beceriksiz yöneticilerin görevden alınması veya utanarak istifa etmeleri gibi bir gelenek olmadığından, bu defa da sorumluluğu kimse üstlenmeyecek.
Açıkça söyleyeyim; olan biteni anlamakta hayli zorlanıyoruz. Bunu anlamlandırabilmek için tek mantıki açıklama, dün yaşananların bilinçli çıkarılmak istenmiş olması gerektiği şeklinde.
Eğer bir Başbakan tam da 1 Mayıs yaklaşırken durup dururken ‘ayakların baş olması’ gibi bugünlerde katiyen söylenmemesi gereken bir cümle söylerse, yani baş böyle olunca, altındaki yönetim kademeleri de gayet tabii saçmalamaya yeşil ışık almış hissettiler kendilerini.
Durup dururken; “Taksim’e gelmek isterseniz döveriz” gibi tuhaf açıklamalar bile oldu.
Her şey ama her şey resmi bir provokasyonu işaret ediyordu.
Bir Başbakan’ın konuşmalarının sonucunun nereye varacağını görmediğini söylemek mümkün değil tabii ki.
Ama bu son olan da, onun ilk vukuatı değil.
Hatırlayın; kısa süre önce Sayın Başbakan, ‘velev ki’ diye başlayan konuşmasıyla, bir cümleyle resmi duyarlılıkların tümüne karşı tavır almış ve hayli uzun süren bir siyasi krizi de tetiklemişti.
1 Mayıs yaklaşırken uzlaştırıcı olacağına ‘Ayaklar baş olursa’ konuşmasıyla işçileri kızdırmış ve dünkü gerginliğe de katkıda bulunmuştu.
Olmayacak yerde en olmayacak lafı söylemek ve lafının gideceği noktayı görmemek durumu var.
Bu nedenle ben, Başbakan’ın bazı krizleri bilinçli olarak tetiklediğini düşünmeye başladım.
Bunu neden yapmak isteyebileceğini de bilmiyorum. Bu konuda bize akploglar (Bir zamanlar Moskova’yı anlamak için ortaya çıkan kremlinoglar gibi bizde de AKP’ye yakın gazeteciler türedi etrafta. Bunlar da akploglar) yardımcı olur umarım.
Örneğin; Fehmi Koru veya Zaman gazetesi, umarım bize Başbakan’ın neden böyle davranmayı tercih ettiğini açıklarlar. Açıklasınlar ki; biz de öğrenip rahatlayalım.
Umarım Başbakan, bir gün isteyerek veya istemeyerek ekonomik krizi tetikleyecek şekilde de konuşmaz. (Başbakan Ecevit’in anayasa fırlatmasını, bunu anlattığı konuşmayı ve bir saat içinde olanları hatırlayın da neden ürktüğümü daha iyi anlarsınız..)
Sonuç olarak; dün yaşananlar hiç olmayabilirdi ve 1 Mayıs güzellikler içinde geçip kutlanabilirdi. Ama yöneticilerimiz devreye girince her şey bozuldu ve kocaman gün işkenceye dönüştü.
Gayet tabii bizim bilmediğimiz bir olayın istihbaratı da olabilir onların elinde ama bu varsa da onun yönetimi dünkü şekilde olmaz.
Taksim’de zaten acı anıları bulunan bu millet, resmi ağızdan yapılacak uyarıyı tabii ki anlar ve ona da uyar. Siz bunu yapacak yerde, merkez binasından dışarıya adım atan her insanı dövdürürseniz kontrolü de kaybedersiniz toplum da zıvanadan çıkıverir.
Özetle; Türkiye ‘tedbir’ lafı yerine ‘önlem’ lafını kullanmaya başladığından bu yana her zaman ‘olayları önleyeceğim’ diyerek kendisi olay çıkarmaya da başladı. Çünkü önlem kaçınılmaz olarak yasak getirmeyi de içeriyor.
Bu kelimelerin evrimi ve Türklerin tedbir almayı nasıl da yanlış algıladıkları üzerine mutlaka bir sosyolojik araştırma yapılmalı.
Serdar TURGUT / Akşam
02.05.2008 10:11:29
|