Ah İtalya
Bu satırları yazarken bir yandan da Oolong adlı bir tür bitki çayı içiyorum. 100 paketlik
bu çayın kutusunu kaça aldım biliyor musunuz; 1.5 dolara. Nereden aldığımı merak ettiyseniz
bu yazıyı sonuna kadar okumalısınız, çünkü cevabı satırların arasında bir yerlere
yerleştirdim.
Geçen Pazar günüydü, o gün için hiç bir plan yapmamıştım, öğlene doğru
dışarı gidesim geldi, çıktım gittim... Spor ayakkabı bakabilirdim mesela. 18 sokak ile 5. caddenin
kesiştiği noktada tam H&M'in yanında Daffy's adlı bir mağaza var, oraya gittim. Belki söylemişimdir,
bu mağazada, dizaynır ürünler çok ucuza satılıyor, giysiler pek işe
yaramıyor ama tam ağzımın tadına göre spor ayakkabıları burada bulabiliyorum, fiyatlar 20-35
dolar arasında değişiyor, eski sezonun malları ama olsun, ne farkeder...
Ancak o gün Daffy's
de kafama göre bir ayakkabı bulamadım. Hava rüzgarlıydı, olsun bana kâr etmez, benim içimdeki rüzgar
daha kuvvetliydi, alıp başımı gitmeli, biraz yürümeliydim, yürüdüm de...
Aşağılara doğru
yürüye yürüye West Houston sokağına geldim. Karnım çok
acıkmıştı, canım bir İtalyan lokantasında chicken parmesan yemek
istedi. İtalyan mahallesi Minik İtalya'ya (Little
Italy) çok yakın bir yerdeydim, belki oraya gidebilir ve karnımı doyuracak iyi bir lokanta
bulabilirdim. Yolun karşısına geçip sola döndüm ve doğu nehrine doğru yürümeye devam ettim,
nihayet Mulberry sokağına gelmiştim. Sağ yaparak
sokaktan içeri girdim. Bu sokak aşağıya, Çin mahallesine kadar
gidiyor, yol boyunca sağlı sollu lokantalar var... Minik İtalya burası. Anneler günü nedeniye
etraf kalabalık, herkes annesiyle dolaşıyor. Aslında Amerika'daki tek minik İtalya burası değil,
her şehrin nasıl bir Çin mahallesi varsa, bir de italyan mahallesi
var ve pek çoğu da Little Italy olarak anılıyor. Örneğin San
Diego, Baltimore ve Chicago, Little Italy'si olan şehirlerden. Eski kentim Boston'da da lokantalarıyla ünlü bir İtalyan mahallesi vardı ama o
mahalle Little Italy olarak değil, North End olarak
anılıyordu.
Lokantalar dışında bu mahallenın İtalyanlığı pek
kalmamış aslında, farkedilir yoğunlukta bir İtalyan nufusu yok. Bunun sebebi var: İtalya'dan
Amerika'ya 1876'larda başlayan kitlesel göçler, 1970'lerde kesildi, çünkü İtalyan ekonomisi
düzelmişti ve insanlar eskisi gibi Amerika'ya göçetmeye heves etmiyorlardı. Dolayısıyla yeni gelen
İtalyan göçmenlerin iş ve kalacak ucuz yer buldukları New York'un
İtalyan mahallesi artık yeni göçlerle beslenme şansı bulamıyordu. Sonuçta bu mahalleye, New
York'a taşınan başkaları sızdı ve bölgenin etnik yapısı değişti. Ancak buradaki lokantaların
sahiplerin ve onların işletme anlayısnda bir değişiklik olmadı. Örneğin aynen Kapalıçarşı'daki gibi
kapı önlerinde biri duruyor ve size lokantaya çekmeye çalışıyor. Amerika'da alışık olmadığım bir
şey, hiç de sevmediğim bir şey, bir esnafın bir şeyi seçmem
konusunda aklımı çelmeye çalışması hiç hoşuma gitmiyor.
Seçki seçesin, bir sürü lokata
var, hangisi iyidir bilmiyorum, dışarıda yemek yiyeceksem ya bilen bırine sorarım ya da internetten
bakarım, ancak bu defa her ikisini de yapamadım, kendi kendime piyango oynadım ve Grotta Azzurra diye bir lokantaya dalıverdim.
Şık ve belli
ki eski bir lokantaydı. Oturduğum masanın karşındaki barda kocaman
bir TV vardı ve sürekli Mc Donald's reklamları dönüyordu. Kendime iştah açıcı olarak kızarmış ekmek üzerine sarmısak, taze domates, reyhan otu ve zeytinyağı
konulan Bruschetta ısmarladım, fiyatı 6 dolar ancak ekmeği çok kötüydü, ardından, kızarmış
tavuk bifteği üzerine domates sosu ve eritilmiş peynir, yanına pesto soslu makarna olan chicken parmesan tabağı aldım, 19 dolar da o tuttu, heralde sizin
nazarınız değdi, bugüne kadar yediğim en berbat yemeklerden biriydi, daha doğrusu yemediğim, paket
yaptırdım, bundan akşam değil olsa olsa yarına öğlen yemeği olur dedim. Neyse, vergisidir bahşişidir
darken, hesap 30'u geçti 40'a dayandı, oradan çıktım, bari bir
cannoli yiyeyim de kendime geleyim dedim, Ferrara
adlı İtalyan tatlı ve kurabiyeleriyle ünlü bildiğim bir yer vardı, önündeki uzun kuyruğu görünce,
vazgeçtim, başka bir pastaneden 4 dolar verip, icinde krema olan ve görünüş olarak iki ucu açık
sigara böreğini andıran bir cannoli aldım, çok para, üstelik kremayı saran kabuk kısmı çok kalın ve
sertti. Allahım yiyecek konusuda ne bahtsız bir gündü. Haftaya minik Çin'deyim, çayı oradan
almıştım:))
New York'da bir hızlı gazeteci: Mehmet
Demirci Bundan böyle bu köşede New York'da yaşayan Türkiyeli gazetecileri bir iki satırla
da olsa sizlere tanıtmaya çalışacağım. Köşenin ilk yüzü Mehmet Demirci.
Türkiye ve
Türkiyelilerle lgili New York'da hangi aktiviteye giderseniz gidin, Mehmet'i muhakkak orada
görürsünüz.
Mehmet her zaman sakin duruyor, ancak onun bu duruşuna aldanmayın, sessiz esen
bir rüzgar gibi Mehmet. Çünkü New York hayatının güvenli limanına demir atıp başka hayatlara kendini
kapamıyor, aksine O'nu bekleyen sıkıntılara ve tehlikelere rağmen, haber neredeyse oraya
esiyor: bir bakıyorsunuz Afganistan'da, bir bakıyorsunuz Haiti'de, bir bakıyorsunuz Afrika'da...
Mehmet her zaman sessiz duruyor, ancak onun bu hali de sizi yanıltmasın: O kamerasını ve kalemini, dünyanın her yerinden duyulabilecek bir ses tonuyla konuşturuyor: Ziarat depreminin ya da Darfur'da bir katliamın ardından yaşanan trajedilere tanıklık ediyor, bu tanıklıklari güçlü, sahici ve içten bir sesle bize iletiyor. İşte bu ses, biz dünyanın talihli insanları ve talihsizler arasında sıkı bir gönül köprüsü örüyor, o yakaya geçiyor, onlarla acı çekiyor, hatta onlarla küçük bir kapta yemek yiyor, hep birlikte Mehmet'in objektifine bakıp, gülümsüyoruz.
Omuzunda asılı o kocaman ve ağır fotoğraf makinası ile Mehmet'e ne zaman
rastlasam, aklıma gazetecilik okuduğum yıllarda merak ve ilgiyle takip ettiğim usta çizer Necdet
Şen'in Cumhuriyet'deki Hızlı Gazeteci serisi geliyor; Mehmet de Hızlı gazeteci gibi biraz düşünceli,
saçları alnına dökülüyor, biraz dalgın ve yapacağı haberleri tasarlıyor, biraz romantik ve hayata
şair gibi yaklaşıyor: hayatı önemsiyor ama vaadlerinin esiri de olmuyor...
Mehmet'i daha
yakından tanımak isteyenler için:
www.mdemirci.com http://mehmetdemirciweb.blogspot.com/ http://twitter.com/mferrous |