Neden aşk acısı çekiyoruz?
Aşk acısı çekenler, 'içim acıyor' derler. 'Aşk acısı başka hiçbir acıya benzemiyor, çok kötüyüm...' Fakat, acısız da aşk olmaz,
daha doğrusu ilişki olmaz! Neden aşk acısı çektiğimizin bütün detaylarını Psikoterapist
Ferhan Özenen ile tartıştık. Aşk ilişkisi hepimizin hayatının vazgeçilmez bir parçası...
Hayranlık duygusuyla başlayan, gün geçtikçe, karşınızdakinden daha fazla bir şeyler beklediğimiz,
daha çok bir şeyler vermek istediğimiz; yüreğimizi pır pır ettiren, aklımızı çelen karışık süreç...
Ve �istediğimiz gibi� gelişmediğinde de bizi acılara boğan... Fakat sanırım, aşk ve
aşk acısına dair soru işaretlerinizi bu röportaj cevaplayacak... Ha, bir de unutmadan; �Her
ilişki bir alışveriştir ve pazarlığa tabiidir.� Pazarlığınızı iyi yapın! -
Önce, aşkın tanımını yaparak başlayalım mı? Danışanlarımla çalışırken de farkediyorum;
aşk ve sevgi tanımları Türk dilinde birbirlerinden ayrılıyor. Oysa, başka dillerde aynlmıyor.
Bizdeki tanımına göre sevgi, biraz daha durmuş oturmuş bir şey; aşk ise insana heyecan veren,
yüreğini hoplatan bir duygu... Öte yandan Eric Fromm, �Olgun olan sevgiyle, olgun olmayan
sevgi� arasında çok büyük fark var, der. Sanki bizim, ergen aşkı dediğimiz, olgun olmayan
şeye toplumumuzda aşk deniyor. Yani, birine duyulan heyecana, gizeme, bilinmezliğe ve cinsel olarak
ten çekimine aşk deniyor. - Ten çekimi nedir ki? Sürekli kimyasal olduğu
söyleniyor; tenim çekti, tenim çekmedi deniyor. Ten çekimi kimyasal olabilir, işin o
tarafını bilmiyorum, organikçi değilim. Ama çalıştıkça farkedivorum ki, insanın teninin çekmediği
insanlar, her zaman gerçekten teninin çekmediği insanlar olmuyor! İlişki kurmaya korkan insanlar,
karşıdaki insanda gerçekten ilişki kurma potansiyeli buldukları zamanlarda bunu, �Tenim
çekmedi� şeklinde açıklayabiliyorlar. Onun için, bunlar hep çok karışık
kavramlar...
- Aşk acısı da çok karışık bir kavram aslında... Evet,
mesela aşk, birine karşı duyduğun aşırı heyecan ve gizem mi? Çünkü aşkta, aşık olunacak kişide şu
özellikler olmalı şeklinde, kafanda kurduğun özellikleri karşı tarafa pro-jekte etme, yansıtma var.
Örneğin; çok güzel birini mi istiyorsun, onun çok güzel olduğunu düşünüyorsun... Ama olgun sevgi
başka bir şey. Bu noktada söz edilen, aşk acısı mı, ayrılık acısı mı? Çünkü ikisi arasında çok fark
var. Aşk acısında, özlem ve ulaşamama var. Sanki bizim, �mazohizm� dediğimiz şey var.
Özellikle Türk kültüründe... Veya kadın olmanın getirdiği bir şey. Çünkü özellikle kadınları, aşk
acısı çekerken görüyoruz. Ya da erkekler bunu daha az itiraf ediyorlar. Sonuçta, elle tutulmayan,
gözle görülmeyen, ilişki haline gelmemiş bir aşkı, daha çok kadınların yaşadıklarını gözlüyorum.
Dolayısıyla, aşk acısında birini beğenmek ama onu elde edememek, ulaşamamak var. Oysa, buna hiçbir
şekilde aşk denilemez! Ancak kişinin kendi kafasındaki şeyin acısıdır bu...
ACILAR
ANCAK YASLA BİTER!
- Aşk acısı nedir? Aşk acısı için, ortada bir ilişki
olması ve bu ilişkinin bir şekilde bitmesi, yani ayrılık acısı olması gerektiğini
söylüyorsunuz?.. Aslında aşk, sevgi acısı dediğimiz şey, yaşanmışlığın acısıdır. Birini
beğenip, olmayınca da onun acısını çekmek değil; bu kadar irrasyonel bir acı olamaz. Öte yandan
sevdiğimiz kişiyi kaybettiğimizde de acı çekmeden olmaz! Herkes bunu değişik şekillerde yaşar. Ama,
yaşanmışlık olmadan, karşındaki insanla bir ilişkin, bir alıpverdiğin olmadan, bunun acısını çekmek,
olacak şey değil. Aksi taktirde bu, acı çekmekten zevk almak anlamına geliyor. Ya da hırs olabilir,
başarısızlığın acısı olabilir. Yoksa, ortada bir ilişki olmadan ya da 2-3 aylık bir ilişkinin
bitmesiyle duyulan acıyı, ayrılık acısı olarak açıklamak bizim bilimimizde mümkün
değil. - Bu taktirde, ayrılık acısını biraz daha açalım... Ayrılık
acısı, nesne kaybıdır. Kayıp da her zaman acı verir, travma getirir. Ve yaşanan kayıbın arkasından
muhakkak yas tutulması gerekir. Bu da tedaviyle birlikte 1,5 - 2 sene gibi bir süreyi kapsar.
Tedavisiz... Bilemiyorum süresini... Ama yas tutulmadığı zaman, gerçek anlamda başka ilişkilere
geçilemiyor. Çünkü acılar ancak yasla biter.
- Bu noktada, yas döneminde ilişkiyi
kafada halletmiş olmak, ilişkiyle ilgili pazarlığımızı da yapmış olmak var değil
mi? Tabii... Ama herkes bunu yapamayabilir. Yaşanan ilişkinin, geçmişte hangi ilişkiye
tekabül ettiğini bulmuş olmayabilir. Yine de en azından, o insanın senin için ne anlama geldiğini,
onu kaybetmekle ne kaybetmiş olduğunu; kayıp duygusundaki esas nedeninin o kişiyi kaybetmek mi,
yoksa sana yakın olan herhangi bir nesneyi kaybetmek mi olduğunun cevapları verilirse iyi olur.
Yani, acı çekmenin nedeni, "Yalnızlıktan korkuyor olmak mı, yoksa o kişinin hayatındaki değeri mi?"
gibi sorular cevaplanmalı.
KAÇINCI DERECEDEN AŞK ACISI?
-
Ayrılık acısı sanıp da çektiğimiz acı ya da acılar gerçekte neler? Ayrılık acılarının da
dereceleri var mı? Var. Çünkü her türlü ayrılık bir travma. Örneğin, ilk ayrılık doğumla
gerçekleşiyor. Sonra ilk 2 yaştan sonra, bireyselleşmeyle birlikte anneden uzaklaşma var ki, bu
noktada anneyle ilişkimizin ne kadar güvenli olduğu çok önemli. Yani, çocuk arkasını dönüp
baktığında anne orada mı, güven ilişkisi sağlanmış mı? (İkinci ergenlik döneminde bu kriz
tekrarlanır.) Aynca, ailede babanın rolü önemli; erkek çocuk için de kız çocuk için de. Anne babayı
ne kadar önemsiyor? Anne, bir erkekle (babayla) tamamlanmak ihtiyacını duyan bir anne mi? Çünkü
böyle bir ihtiyaç duymadığı zaman, sağlıksız ilişkiler ortaya çıkıyor. Ve bu tür sağlıksız ilişkiler
içinde yetişen kişiler, flörtlerinde elde etme hırsı içinde olan, elde ettiği anda da karşısındakini
değersiz bulan kişiler oluyor. Dolayısıyla, 0-2 yaş arasında kurduğumuz ilişkiler, hayat boyu
kurduğumuz ve kuramadığımız tüm ilişkileri; ayrılıklarımızı, kayıplarımızda duyduğumuz acının
derecesini etkiliyor. - Bir de, yine aşkın kimyası teorisine göre, aşk-evlilik 3
senede biter deniyor. Bu taktirde, en en geç 3 senede bir yeni aşklar mı yaşamak
durumundayız? Hayır, aslında tam tersi, sevgi gün geçtikçe çoğalması, yeşermesi gereken
bir şey. Çünkü sevgide tamamlanma ve tamamen bir bilinçaltı seçim var. Hiçbir karşı cins seçimi
tesadüf değil! Yani, seçtiğin insan, mutlaka senin birtakım bilinçaltı ihtiyaçlarına karşılık veren
bir insandır. Bu, erkek için de böyle, kadın için de böyle. Onun için de sevgi, birliktelik gittikçe
yeşermesi, hoşlaşması, gittikçe artan olması gereken bir süreç. Sevgi, aşk nasıl 3 senede
biter?.. Fakat psikolojide �attaehment (sevgiyle bağlı) teorisi� var. Ve bu teori;
�Çocuk 3 sene içinde annesine güvenmeyi öğrenir� diyor. 3 sene sonra, eğer çocuk
annesiyle güvenli bir ilişki kurabilmişse, çıkıp gider; yani anneye bağımlı olmaz, bağlı olur. Ama o
3 sene boyunca da hep, �Anneye güveneyim mi, güvenmeyeyim mi?� tereddütünü yaşar,
�Bırakır mı, acaba beni bırakmaz mı?� gibi... Sanırım, aşkın kimyası 3 senede bitiyor,
diye ortaya atılan da bu 3 sene... Çünkü aşk ilişkisinde de ilk 3 sene, yüreği pır pır ettiren, soru
işaretlerinin bol olduğu bir dönemdir.
GERÇEK AŞK; 3 SENE SONRA
BAŞLAR!
Peki, ya 3 sene sonra, aşk ilişkisinde de tıpkı anne-çocuk ilişkisinde olduğu
gibi rahatlıyor muyuz ? Eğer güven ilişkisi kurabilirsek evet... Karşımızdaki insanın sevgisine,
ilgisine güvenirsek, o pır pır hali bitiyor. Ve bize de, sanki aşkımız sona ermiş gibi
geliyor. - Oysa, tam da bu sırada gerçek anlamda ilişki
başlıyor?.. Kesinlikle... Bazı teorisyenlerin �ikinci dönem� diye
adlandırdıkları, ilişki başlıyor. Ve ilişkilerin esas zamanı ikinci dönemdir. Çünkü insanlar
birbirlerinin gerçeklerini görürler; projeksiyonlar, heyecanlar, bırakır mı, bırakmaz durumları
biter. Gerçek bir sevgi ilişkisi ve gerçek bir alışveriş başlar. Çünkü artık, karşındakini olumlu ve
olumsuz yönleriyle olduğu gibi kabul etme vardır. Fakat, sadece ikinci döneme geçip, tamam aşk bitti
deyip, ayrılmalar yaşanmıyor. Karşındakinin olumsuz yönlerini gördüğünde de gitmeler oluyor. Hiçbir
insan mükemmel değil. Ya da gerçek ilişki, gerçek sevgi, gerçek güven istemiyorlar; ondan
ayrılıyorlar sevgililerinden ikinci döneme geçildiğinde... Ama tabii o anda, bunun pek farkında
olmayabilirler. Gerçek sevgiyi bilmiyor, ilişki içinde olmaya katlanamıyor veya sevilmeyi
hakettiklerini düşünmüyor da olabilirler.
- Aşkta ikinci döneme geçildiğinde ve
�Artık aşkım bitti� deyip ayrılmalarda, bilmediğimiz bir şeyi yaşayamamak durumu var
mı ? Üstelik, sonunda acı çekeceğimizi bile bile... Tabii ki... İnsanlar çocukluklarında
neyle motive olmuşlarsa, hayatları boyunca ona devam ederler. Ama kaybedilen nesneye karşı mutlaka
acı yaşanır. Acı, bazen çok ağır depresyonlara neden olur. Fakat bu şekilde yaşanan ağır
depresyonların temelinde, tamamen çocukluk döneminde yaşanan ilişkiler vardır. Yani, olay ayrılık
acısını aşar, geçmişe döner... Ne kadar acı çektiğimiz, ilişkide nasıl davrandığımıza da bağlıdır.
İlişki isteyip istemememiz, ilişkiyi hak ettiğimizi görmememiz, seçtiğimiz insan... Bunlar tamamen
çocukluğumuzda yaşadığımız tecrübelerle bağlantılı...
�DELER DE
GEÇER!�
Ayrılık acısı nasıl geçer? Geçmez! Ya da,
�Deler de geçer� diyeyim. Nietzsche'nin bir lafı vardır: �Acılar insanı
büyütür, ölmezsek büyürüz.� Ama çaresi yok, doğum acıyla-travmayla başlıyor ve ondan
sonra hayat boyu çok çeşitli travmalar, acılar yaşıyoruz. Bir yerde, büyümek için acıyı da
tecrübe olarak yaşamamız gerekiyor. Acı yetmez... Ayrılık acısında da, çocukken hiç elimizde olmayan
tecrübeye bağlı olarak; gerek yataklara düşüren depresyonlar halinde, gerekse daha hafif acılar
yaşıyoruz. Bu nedenle, acıyı geçirmeye çalışmaktansa, acıyı yaşamak gerekiyor. İlişki sonrası
yaşanan acı, iki sene içinde geçer, diyebilirim. - Sürekli aşk acısı çekmeyi bir
başkaldırı olarak yaşamaya ne diyorsunuz peki? Acı çekmeyi seviyor olmak... Aşk acısı
çekmeyi bir başkaldırı olarak göremiyorum. Gerçek anlamda bir ilişki kurmayı, başkaldırı olarak
görüyorum.
- İlişki içinde de aşk acısı çekilir mi? İlişki içinde aşk
acısı yaşayan insan çok fazla. Bir kere sürekli kaybetme korkusu var, panik var, bağımlılık var,
başkalarına duyduğun kızgınlıkları o kişiye projekte etme var, ilişki içinde olmaktan korkma var (ki
bu da ilişkinin sona ermesinden korkmadır), ilişkiyi hak etmediğini düşünerek ilişkiyi sabote etme
var; bütün bunlar hep acı, ilişki acısı...
ERKEK KAÇAN KADIN
SEVMEZ(!)
- İlişki içinde acı çekmemeleri için çiftlere neler
öneriyorsunuz? Eş terapilerinde yaptığımız, iletişimlerini düzeltmek. İletişimde de,
açıklık önemli. Doğru bir iletişim kurabilmek için, önce kendini tanımak, kendine karşı samimi olmak
gerekiyor. Bir de çiftler oyundan bahsediyor. İlişkiler, sürekli bir oyun içinde yürütülmeye
çalışılıyor. Fakat, bir ilişkide oyun olduğu sürece, o ilişki bitmeye mahkumdur! Yanlış bir kanı da,
sanki kendini teslim etmezsen, sevdiğini söylemezsen, kendini açık etmezsen, karşındaki peşinde
koşar şeklinde... Doğru koşar, fakat o insanla ilişki kurulmaz! Karşınızdaki, kaçma-kovalama oyunu
peşindeyse sürekli kaçmak zorundasın, çünkü yakalandığın anda olay biter. Sürekli kaçmak istiyorsan,
böyle bir ilişkiye girersin. Örneğin, erkekler kaçan kadın sever, denir. Hayır! Kovalamayı seven
erkek, kaçan kadın sever! Gerçek bir ilişki isteyen insan, tam tersine karşısındaki insanın
kendisini sevmesini, teslim olmasını, ona güvenmeyi ister. - Öyleyse, olgun
sevginin, gerçek bir ilişkinin tanımı nedir? Olgun sevgi için cinsel heyecanın yanı
sıra, şefkat gerekiyor, özdeşleşme yani empati kurmak gerekiyor. İlişkiye ve sevilen kişiye kendini
adamak gerekiyor. Kendini adama, köle olma anlamında değil; kendini sunmak, teslim olmak
anlamında... İdealizasyon gerekiyor; onu idealize etmek ama olgun formda (çünkü idealizasvonun çok
çeşitli formları var). Onu görmeden idealize etmek değil. Kişiyi her yönüyle, olumsuzluklarını da
bilerek idealize etmek; yani onun bir şeyine hayran olmak. Ve karşımızdakini özgür bir birey olarak
kabul etmek... Sonuçta, günlük hayatta yapılan klasik sevgi tanımıyla, olgun sevgi tanımı
birbirinden çok farklı. Sağlıklı ve mutlu bir ilişki için, olgun sevgi şart.
Kaynak:
www.anneoluncaanladim.com
|