|
|
|
|
|
|
| |
|
|
TÜRKİYE'DE YAPILAN HİÇBİR MÜZİĞİ BEĞENMİYORUM
Yeni albümü ‘Nasıl Delirdim’le adından söz
ettiren Hande Yener “Değişim bana yarıyor. Bu ülkede
herkes güzelliğin peşindeyken ben tarz olmanın peşindeyim”
diyor
Hande artık delirdi! Yeni albümünde de nasıl delirdiğini
anlatıyor. Neredeyse hiç enstrüman kullanılmadan,
elektronik altyapıların üstüne kurduğu son albümü
‘Nasıl Delirdim’de Hande Yener, Türk dinleyicisinin
pek alışık olmadığı bir işe imza attı. Karşılığını
da gördü. Çıkış şarkısı ‘Kibir’ şu an her yeri yıkıp
geçiyor. Kulüplerde üst üste çalıyor. Albüm yaz
rekabetinde bile şu anda ipi göğüslemiş durumda.
Hande çok mutlu. Ve çok âşık. Kadir Doğulu’yla yaşadığı
ilişki ona çok iyi gelmiş. Ama Hande bir yandan
da çok öfkeli. Türk müziğindeki kısır döngüye, herkesin
aynı şeyleri yapmasına, kendimizi bir türlü geliştirmememize…
Çok kızıyor.
Bu röportajda hiç kimseden lafını esirgemedi, kimin
hakkında ne düşünüyorsa söyledi. Çünkü kimseden
çekinmiyor, karşısına kozlarını paylaşabileceği
‘akıllı bir rakip’ istiyor. O rakip henüz yok ama
çıktığı zaman da işi hiç kolay olmayacak.
Çünkü Hande durmuyor!
Türkiye’de kulvarınızda tek misiniz?
Bence bir kulvarda tekim.
Hangi kulvar bu?
Ben evrensel müziğin içindeyim. Elektronik müzik
yapıyorum. Ve bu işin en iyilerini dinlediğimde,
sahne şovlarını izlediğimde bu bende kompleks yaratıyor.
Keşke bizim ülkemizde de tarz insanlar daha çok
olsa. Ama herkes tek tarz ne yazık ki. O tarza da
tahammülüm yok. Ajitasyon müzikten çok sıkıldım.
Ama yeni nesilden çok ümitliyim. Bir anda o eski
köhneliği silip yok edecekler. Türkçe müziği beğenmeyen,
antipatik bulan birçok insan tanıyorum. Ben de Türkiye’de
yapılan hiçbir müziği beğenmiyorum.
Rakipsiz olduğunu düşünmek de rahatsız edici
değil mi aslında?
Rakibim olsun isterdim. Hep diyorum aslında; piyasaya
çıkmayanlar rakibim benim. Yoluma kaliteli bir şekilde
devam ettiğim için geride kalmayacağımı biliyorum.
Rekabet beni daha ileri götürür. Yarışalım gerekirse.
Olması gereken şeyi boşu boşuna geciktiriyoruz.
Açıkçası artık yöresel ve Türk müziği yapmak modunda
değilim. Ben oryantal ezgilere bir şarkının içinde
çok az kullanılırsa tahammül edebiliyorum. Çünkü
limitlerim çok doldu. Alaturkaya ve bir takım enstrümanlara
tahammülüm yok.
Mesela?
Mesela bağlama, kanun, klarnet, ney… Türk Hava Yolları’nda
bile klarnet çalıyor. İnsanlar ya tembel ya da tekrarı
seviyor.
Yeni tarzınız için bar programlarından vazgeçtiniz.
Bu seçimden dolayı maddi kayıplarınız olmadı mı?
Sadece bardan değil birçok şeyden vazgeçtim. Konserlerimin
azalabileceği söylendi. Ama bir biçim değişikliği
oldu. Eskiden 4 üniversiteye giderken, şimdi 15
tanesinden teklif geliyor. Şu an yorgun birilerine
hitap edemeyebilirim. Sadece onları ayıltmaya çalışabilirim.
Birçok meslektaşımın sahnede suratına baktığımda
yorgunluğunu, “bitse de gitsek havasını” görebiliyorum.
Dinamizmden söz ediyorsunuz ama çıkış parçanız
daha önce defalarca birilerine beste veren Sezen
Aksu’ya ait. Siz sadece bir kere çalıştınız onunla.
Bu albümde onun şarkısıyla çıkmak istemenizin nedeni
‘popüler bir besteci olsun’ kaygısı mı?
Dört albüm yaptım hiçbir zaman popüler kaygılarla
beste almadım. Sezen Hanım’dan bu zamana kadar da
beste almak istedim ama şu an oldu. ‘Kibir’le çıkmamı
Sezen Hanım istemedi aslında. “Kendi tarzınla bir
yere geldin. Böyle devam et” dedi. ‘Kibir’i dinledim
ve çok beğendim. Asla Sezen Aksu markası olduğu
için almadım. Bunu baştan beri yapmadım şimdi neden
yapayım?
BİZİMKİ İLK GÖRÜŞTE AŞK
Albümü ilk dinlediğimde ilk düşündüğüm şey bunun
bir aşk albümü olduğuydu. Sevdiği erkeğe Romeo diye
seslenen bir kadın var burada. Kadir Doğulu’nun
bu albüme katkısı ne oldu?
Kadir’in müzik kulağı çok iyi. O da elektronik
müzik seviyor. Psikolojik olarak çok pozitif. Artık
negatif insanları hayatımdan uzaklaştırdım. Bu ilişki
bana çok yaradı.
Kadir, sizin tüm görsel işlerinizi yapan Kemal
Doğulu’nun kardeşi. Daha önce tanışıyor muydunuz?
Hayır. Tanışır tanışmaz başladık.
Peki, nasıl başladınız?
O elektrik bir anda oluştu.
Vay! İlk görüşte aşk yani…
Evet. O dönem benim için çok zordu. Hayatımda kimse
yoktu ve kimseyi beğenecek durumda değildim. Hiçbir
şeye konsantre olamıyordum. Âşık olacağım diye beklentim
de yoktu.
Kim kimi baştan çıkardı ?
İkimiz de birbirimizle ilgilendiğimizi anlayınca…
Ben gittim elini tuttum. Çünkü o Kemal’den çekiniyordu.
Ben onun iş arkadaşıyım çünkü. Telefonumu istemeyi
düşünmüş ama isteyememiş. Bunu anlayınca ilk adımı
attım.
İlişkinin başından beri bir sürü haber ve yorum
yapıldı. Kadir’in sizden küçük olmasından başlayıp
garson olmasına kadar gitti iş. Bu tavır sizi etkiledi
mi?
Beni etkilemedi ama ilişkimi bozar diye çok
korktum. Çünkü Kadir ilk kez basınla bu kadar içli
dışlı oluyordu. Bir insan bu kadar dayak yiyince
“Ne oluyor” diyerek hayatımdan çıkmak da isteyebilirdi.
Ama bu durumu taşıdı. “Beni tanımıyorlar ve benim
ilişkim her şeyden daha önemli” deyince ben de rahatladım.
Bu zamana kadar her işi ayrı kişiye yaptırıyordunuz.
Şimdi albümdeki çoğu işi tek isme, Kemal Doğulu’ya
bıraktınız. Saç ve makyajı da o yapıyor, fotoğrafı
da videoyu da o çekiyor, genel konsepte de o karar
veriyor. İşleri tek elden yönetmek de mi değişimin
bir parçası?
Ben fotoğrafta yıllarca mutlu olamadım. Tarz
sorunu yaşadım. Güzel çıkmak sorun değil. Bu ülkede
herkes güzel olmanın derdine ben tarz peşindeydim.
Poz verme konusunda rahatsız bir tiptim. Fotoğrafçının
sizi algılaması lazım. Bazen yapılan saçın altına
bir kıyafet giydiriyorlar o saç çöp oluyor benim
için. Ama Kemal’le böyle bir durum yok. Değişiklik
hevesi onda da var.
Saç modeliniz sürekli taklit ediliyor zaten.
Ortalık bir ara Hande Yener kâküllü kızlardan geçilmiyordu…
Kâküle biraz antipati duydum artık açıkçası. Şimdi
de Kemal’e klipteki siyah saçımı soruyorlarmış.
Ben cesaret veriyorum kadınlara galiba. Saçlarına
karar veremezlerken ben üç ayrı şekilde çıkıyorum.
Bana değişim yarıyor. İnsan kendini 30’undan sonra
keşfediyor. İçimdeki 17 yaşındaki Hande ortaya çıktı.
Ercan Saatçi yüzünden 5 yıldır ödül alamıyorum
Son zamanlarda bir ödül tartışması sürüyor. Siz
son zamanlarda bu tarz davetlere pek katılmıyorsunuz.
Bu bir protesto mu?
İnsanların pişkin pişkin ekranlarda medya patronları
ya da yapımcı vasfıyla dünyaları ben yarattım tavrı
yüzünden ben 5 yıldır ödül törenlerine katılmıyorum.
Şu anda katılmadığım yerlerden de zamanında ödül
aldım. Ama o törenlerde gördüm ki birçok kişiye
haksızlıklar yapıldı. Baktım ki bu şahsi ilişkilerle
yapılıyor ve gitmemeye başladım.
Verilen ödüllerin objektif mi sizce?
Yüzde 50 haklı yüzde 50 de göz boyuyorlar ki her
şey ortaya çıkmasın. Bazen gerçekten hak edene bazen
de hiç hak etmeyene veriyorlar. Tek bir haksızlık
bile benim orada bulunmamam için yeterli. Mesela,
bir sanatçı ödül alacak, konseri var gelememiş.
Hemen arkada isim değiştiriyorlar.
Powerturk’e gittiniz ama?
Evet, çünkü onu desteklemek istedim. Orada bulunmaktan
keyif aldım. Ama ne Altın Kelebek’e, ne Kral TV’ye
ne de MGD’ye 5 yıldır gitmiyorum. MGD’ye gittim,
gece saat 2’de ödül verdiler. Altın Kelebek’te Ercan
Saatçi yüzünden 5 yıldır ödül alamıyorum. O beni
engellese de benim o grubun gazetelerinde çıkıyor
olmam daha önemli. Halk bir noktaya kadar o ödülleri
verdirtiyor. Çünkü ilginin önüne geçemiyorlar. Malesef
bu tür ödül törenleri tamamen reklama dayalı törenler.
YİĞİT KARAAHMET / AKŞAM
|
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|