Jane Birkin İstanbul'a doyamıyor!
21 Nisan'da TİM'de bir konser verecek olan Jane Birkin'le
İstanbul konseri öncesi müzik kariyerini ve hayata bakışını konuştuk.
1960'larda
İngiltere'nin bohem ortamlarında salınırken, 1966 senesinde İtalyan yönetmen Michelangelo
Antonioni'nin Blow-Up'ın da boy gösterdikten sonra hayatı değişti Jane Birkin'in... Zira modernist
yönetmen Antonioni'nin kamerasının önünde şahane tarzını sergilerken bir taraftan da geleceğinin
yolunu açmış oldu. 1969'da Serge Gainsbourg'un aslında eski kız arkadaşı Brigitte Bardot için
yazdığı 'Je t'aime... moi non plus' isimli şarkıda Gainsbourg'a eşlik etme şansına sahip oldu. Çünkü
Bardot, Gainsbourg'un şarkıyı kaydetmediğini bahane ederek ondan ayrılmış ve kendi yoluna
koyulmuştu... Birlikte söyledikleri bu şarkı 'Slogan' filminde tanışan Gainsbourg ve Birkin
arasındaki büyük aşkın tavan yaptığı nokta oldu. Şov dünyasına böyle giren Birkin, artık güzelliği
ve çekiciliğiyle tüm dünyada cazibenin temsili isimlerinden biri olarak anılıyor. 21 Nisan'da Türker
İnanoğlu Maslak Show Center'da karşımıza çıkacak olan Birkin'le kariyerini konuştuk.
Paris
sokaklarına ilk adım attığınız gün neler hissettiğinizi hala hatırlıyor musunuz? Harika bir
histi. Yanımda babam vardı ve sadece kız öğrencilerin okuduğu okulumdan mezun olmak üzereydim...
Babam akıcı bir şekilde Fransızca konuşuyordu. Anneme, bizi Eyfel Kulesi'nin önünde tasvir eden bir
kart atmış ve 'belki bir gün ben de Fransızca öğrenirim' yazmıştım.
Kendinizi İngiltere ve
Fransa arasında bir kültür elçisi gibi hissetiniz mi? Evet! Ne zaman İngiltere'de olsam Fransız
olmakla, ne zaman Fransa'da olsam da İngiliz olmakla övünürüm.
Belki klişe bir soru olacak
ama Serge Gainsbourg ile söylediğiniz ve sizi meşhur eden 'Je t'aime... moi non plus'nın bugün bile
bu kadar çekici bulunuyor olmasındaki büyü ne? Kesinlikle kusursuz bir melodisi var ve gelmiş
geçmiş en seksi şarkı...
Serge Gainsbourg ile tanışmış olmasaydınız başka biri mi
olurdunuz? Emin olun ki bambaşka biri insan olurdum...
Şov dünyasında her zaman nevi
şahsına münhasır karakterlerden biri olarak var oldunuz. Sizi bu kadar özel kılan ne peki? Çok
sade bir insanım ben, sadece benden ibaretim. Belki de insanlar alçakgönüllülük ve kendin olmak gibi
özellikleri görmekten dolayı mutlu oluyorlardır.
HAYAT SÜRPRİZLERLE DOLU! Kariyerinizi ve
hayata bakış açınızı gözden geçirdiğinizde; 60'lı yıllarla bugün arasında ne tür farklar
görüyorsunuz? Hayat sürprizlerle dolu! Kim bir kere daha dünya turnesine çıkmayı, üzerine bir de
komedi filmi çekmeyi hayal ederdi ki? Üstelik Wajdi Mouawad'ın yazdığı komedide ve Jacques
Rivette'in yeni filmi '36 Vues Du Pic Saint Loup'la Venedik Film Festivali'nde Fransa'yı temsil
etmek... 20'li yaşlarımda önce kızım Kate ardında da Serge ve Charlotte geldi. O zamanlar iş
umurumda bile değildi, Serge hayatımdaydı. 37 yaşına geldiğimdeyse yılmış ve üzgündüm. İyi film
teklifleri gelmiyordu ve fena durumdaydım. Şimdiyse Jacques Doillon entelektüel filmlerine geri
döndü ve Serge'i de ölümünden sonra bile hala yanımda hissediyorum. Hayat inanılmaz tesadüflerle
dolu.
Kızınız Charlotte Gainsbourg için neler söyleyebilirsiniz; bir anne ve sanatçı olarak
ona destek oluyor musunuz? Onu her zaman cesaretlendirdim ama Charlotte kendi kendini yarattı. O
özel ve muazzam derecede yetenekli bir oyuncu ve süper bir anne!
Beth Gibbons, Bryan Ferry,
Brian Molko, Manu Chao, Françoise Hardy, Beck, Rufus Wainwright gibi birçok isimle birlikte
projelerde yer aldınız... Bu isimlerden en çok hangisinden etkilendiniz? Benim için şarkı yazmayı
isteyecek kadar nazik insanlar hepsi. Şarkılar hediye gibidir; birer mücevher değerindedirler ve
yazarlar onları kendilerine saklamak yerine paylaştıkları için minnettarım.
OBAMA HEPİMİZE
UMUT VERDİ Tarzınız da her dönem beğeni kazanıyor. Hermes gibi lüks bir marka sizin adınıza bir
çanta tasarladı ama siz genel olarak salaş, kendine güvenli ve rahat stilinizle dikkat çekiyorsunuz.
Kendinizi bir stil ikonu olarak görüyor musunuz? Bir ikon değilim ama ne istediğimi çok iyi
biliyorum ve neden hoşlandığımı da. Ayrıca eski olana karşı da bir eğilimim var. Zaten alışveriş
yapmaktan da nefret ettiğim için eskiden kalan ve hala iyi görünen giysilerimi seviyorum. Hermes'in
yaptığı harikaydı çünkü elde edilen gelirin yüzdesinden engelliler, asker aileleri, Afrikalı
kadınların haklarını savunan F.I.D.H Amnesty ve info Birmanie gibi sosyal sorumluluk örgütü ve hayır
işlerine destek oldular.
Bu İstanbul'a 5. kez gelişiniz. Kent hakkında ne hissediyorsunuz,
sizin için herhangi bir özel yanı var mı? İstanbul'a aşığım! Kızım Lou'yu ve 2 torunumu da
yanımda getireceğim ki bu şehri onlarla da paylaşabileyim. Ermeni bir şarkıcı kadının şarkı
söylediği ahşap ve küçük restoran, halı satıcıları, camiler, eski bina ve oteller gibi beni bu şehre
bağlayan şeyler var.
Ve son olarak biraz politika... İnternet sitenizde Burma'da yaşananlar
için bir bölüm ayırmışsınız... 2000'lerin politik ortamı örneğin Obama ve 'umut' mesajı hakkında ne
düşünüyorsunuz? İleride vaatlerini yapmaya şansı olmasa bile Obama'nın seçilmesi ve kendisi bile
dünyanın değişimine dair bir mesaj. Bu durum bile hepimize bir umut verdi ki bu harika bir histi.
Geçmişte kuşatma altında olup büyük acılar çeken Bosnalı insanlar için savaşmaya çalıştım. Ve evet
günümüzde de Tibet ve Burma'da da aynı sorunlar yaşanıyor. Rusya'da da gazeteciler öldürülüyor,
oligarşik bir finans sistemi işliyor. Putin'in Çeçenlere karşı yürüttüğü savaşa karşı olan ve
radikal düşünceleriyle tanınan Anna Politkovskaya'yı unutturmamaya çalışıyoruz. Basın da yoksul
insanlar da baskı altında. Bunun için elimden geldiğince tehlikeli bölgelerdeki bu cesur
insanlar için elimden geleni yapacağım.
SELİN ÖZAVCI / AKŞAM
20/4/2009 09:54:37
|