Çok uzak olmayan bir gelecekte, son savaştan 30 yıl kadar sonra,
bir adam bir zamanlar Amerika olan çorak topraklarda tek başına yürüyor. Boş şehirler, çökmüş
otobanlar, kavrulmuş toprak—etrafında sadece yıkım felaketinin izleri var. Burada uygarlık
yok, kanun yok. Yollar ayakkabıları için, bir matara su için... ya da hiçbir şey için adam öldüren
çetelere ait.. Ama onlar bu yolcunun dengi değil.
Seçtiği için değil öyle gerektiği için
savaşçı olmuş Eli sadece huzur arıyor ama zorlanırsa, yaptıkları ölümcül hatayı anlama fırsatı
vermeden rakiplerini alaşağı ediyor. Şiddetle koruduğu şeyse hayatı değil, geleceğe dair umudu; 30
yıldır taşıyıp koruduğu ve gerçekleştirmeye kararlı olduğu bir umut. Bu adanmışlıkla hareket eden ve
kendinden büyük bir şeye olan inancını rehber edinen Eli, hayatta kalmak için gerekeni
yapmalı—ve devam etmeli.
Bu yıkılmış dünyada Eli''ın elinde tuttuğu gücü anlayan ve onu
ele geçirmeye kararlı olan bir tek kişi var: Carnegie, hırsızlar ve silahşörlerden oluşan derme
çatma bir kasabada hükümdarlığını ilan etmiş bir despot. Bu sırada, Carnegie’nin evlatlık kızı
Solara başka bir nedenden ötürü Eli ile ilgileniyor: Üvey babasının gölgesinin ötesinde neler
olabileceğine dair bir bakış. Ama ikisi de onu yolundan döndürmenin kolay olmadığını görecek. Hiçbir
şey—ve hiç kimse—onun önünde duramaz. Eli hedefine ulaşmalı ve mahvolmuş insanlığa
yardım getirmeli.