ÇATIŞMALAR VE İÇGÜDÜLER RÜYALARDA ORTAYA ÇIKAR
Terapiler sırasında rüyaların yorumlanması, çatışmaları azaltmaya yarıyor.
Lape Hastanesi uzman psikologlarından Fatih Sönmez, psikolojinin rüyalara nasıl yaklaştığını anlattı. Rüyaların halk dilinde olduğu gibi geleceği değil, geçmişi ve o anı anlattığını söylüyor. Sönmez, rüyalarla ilgili sorularımızı yanıtladı.
Psikoloji rüyalara nasıl yaklaşıyor?
Terapiye gelen kişi, o terapinin bütünlüğü içinde değerlendirilir. Bir önceki seansta ne olmuş, ne konuşulmuş, danışan bunlardan nasıl etkilenmiş ona bakarız. Evet, terapi seansları kimi zaman rüyaları tetikler. Gündüz tortuları gece şekil bulur. Biz gün içinde binlerce obje görüyoruz, binlerce his yaşıyoruz. Bunlar bir şekilde rüyamızda deforme oluyor. Bizim geçmişimizle birlikte bağlantılarla ortaya çıkıyor. Ancak görülen şeyler hep sembol. Bu sembollerin anlamı da sadece o kişiye özel, ona özgü. Bu nedenle biz psikologların 'Bunu görmüşsün, bu şu anlama gelir' dememiz mümkün değil.
Bu durumda rüyalar geçmişi mi anlatır mutlaka?
Halk dilinde rüyalar geleceği, psikolojide ise geçmişi ve o anı anlatır. Rüyada çatışma vardır, savaş vardır, arzu-yasak, güzel-çirkin, doğru-yanlış çatışması, tezatların savaşı vardır. Yaşadığımız birçok şeyi bastırıyoruz. Bastırılan malzemeler rüyada ortaya çıkıyor. Ancak terapi, bilinçdışı çalışma olmadığında anlamı bulanamıyor.
ANLAMLAR SEMBOLİK
Rüya görmek bu çatışmaları çözmemize yarar mı peki?
Yorumlandığı ve incelendiği noktada çözümleyici olur. Her şeyin sembolik anlamı vardır demiştim. Görülen şeylerin o çatışmalara tekabül ettiği ortaya çıkar. İlle çocukluk çatışması da diyemeyiz buna. Bir örnek vereyim; bir hasta rüyasını anlattı. 'Rüyamda bir kitap almak istiyorum. Fiyatı 85 milyon. Ancak benim 65 milyonum var. Kitabı alamıyorum' dedi. Orada anladım ki asıl olay şu: Bizim seans ücretimiz 85 milyon. Oysa hasta bu ücreti yüksek vermek istemiyor. Sorduğumuz sorularla o kişinin bu sıkıntısın farkında olmasını sağlıyoruz. Rüyalar duygularımı dışa vurum aracı.
Tüm rüyalar bu kadar kolay açıklanabilir mi?
Bazıları daha derindir. Kolay açıklanamaz, hemen yorumlamak mümkün değil. Rüya bilinçdışıdır. Bilinçli halimizle düşünüp ulaşamadığımız bölgedir. Bir hastayla psikodinamik yöntemle çalışıyorsak üç önemli anahtar var; bir dil sürçmeleri, iki rüyalar, üç serbest çağrışımlar. Biz bunları yorumlamazsak sadece günlük hayatı konuşuruz. Bunun da sohbetten farkı kalmaz, terapi olmaz.
HER ŞEY ŞİFRELİ
Size danışan her kişiden mutlaka rüyasını anlatmasını ister misiniz?
Hastayla nasıl çalışacağımıza bağlı. Psikodinamik ve psikoanaliz çalışıyorsak, içgörü kazanabiliyorsa terapi uygun olabiliyor. Ancak her hasta terapiye uygun olmayabilir. Yaklaşım biçimine göre rüyalar devreye giriyor. Biz zaten ona rüyalarını anlat demiyoruz. O mesela öyle bir noktaya geliyor ki kendisi anlatıyor. Bizim için hastanın ilk anlattığı rüya çok anlamlı. Bilinçdışının özel bir dili vardır. Rüya da bu dili kullanılır.
Terapide bu size ne kazandırıyor?
Bilinçdışı çalışması yapıyoruz. Bilinçdışına inmenin bir yolu da rüyalar. Orada tabu olmaz, her türlü arzu olabilir, sınır yoktur. Arzumuzu tatmin ederiz, görürüz, yaşarız. Bütün kişilerin gördüğü bilinçdışıdır. Önemli olan onu nasıl yorumladığımız. Gördüğümüz her şey bir anlam ifade eder, bize bir şey göstermeye çalışır. Bize o kişi hakkında önemli anahtarlar verir. Bu da tedaviyi etkiler...
Freud'a göre rüyaların önemli bir bölümü cinsellikle ilgili...
Çatışmalar ortaya çıkar demiştim. Cinsellik, agresyon, kişi tatmin edemediği şeyleri görür. Rüyada yasak yoktur. Yasağın olmadığı yerde cinsel çatışma ortaya çıkabilir. Hepimizin seksüel çatışması var. Bu bir sorunumuz var anlamına gelmiyor. Rüyamızda birini öldürdüğümüzü de görürüz ve utanırız. Çünkü bilinçaltımızda bu dürtü de var.
Psikiyatristlerin bazı ortak sembolleri de var? Bunlar ne kadar doğru?
Bazı klasik şeyler var. Fare, böcek, uçak, merdiven çıkmak, düğme iliklemek cinsellikle ilgilidir.
Neden düğme iliklemek
Düğme penisi simgeliyor çünkü. Dügmeyi ilikten geçiriyor.
Uçak gören sevgili özlemi çekiyor
Carl Gustav Jung, rüyaların sadece kişisel değil kolektif bilinçaltını açığa vurduğunu savunur. Atalarımızdan bize aktarılan korku ve özlemlerin de rüyalarımıza yansıdığını söyler...
Ağaç: Bilinçaltını, gövdesi şuuru.
Ata binme: Beyaz at pozitif enerji, siyah at gücün tükenmesi.
Böcek: Karmaşık düşünceler.
Çanta: Çantayı kaybediyorsanız kişiliğinizle ilgili soru işaretleri.
Çiçek: Erdem, güzellik.
Dağ: Problem.
Diş: Gücü kaybetme korkusu.
Düşmek: Kararsızlık.
Ev: Kendini arama.
Hırsız: Gizli kalmış yönleri ortaya çıkarma arzusu.
Kuş: Büyük idealler.
Manzara: İç dünyamız.
Mezar: Duyguların ölümü.
Mücevher: Ruh zenginliği.
Otomobil: Güzelse kendine güven, frenle ilgili ise otokontrol.
Para: Kendine güvensizlik.
Sınav: Hayata korkusu.
Silah: Cesaret.
Şeytan: İyi ve kötünün içimizdeki savaşı.
Tren: Psikolojik değişim.
Tuvalet: Heyecan, yapılması gereken işler...
Uçak: Duygusal ilişki özlemi...
Uçmak: Ruhsal yönden rahatlama isteği.
Yılan: Tehlike.
Kadınlar giyim erkekler cinsellik
Almanya'nın Mannheim Üniversitesi'nde yapılan araştırmaya göre erkekler daha çok cinsellik, iş ve parayla ilgili rüyalar görüyor. Erkeklerin rüyalarında, silahlar, şiddet, otomobiller, yollar ve bilinmeyen partnerlerle yaşanan cinsellik sık sık görülen konular arasında. Kadınların rüyalarında öne çıkan konularsa, giyim, nasıl göründükleri ve yiyecekler. Kadınların rüyaları daha duygulu. 40 yaşın altındaki çalışan kadınlar işleriyle ilgili rüyalar görüyor. Uzmanlar bunu işsiz kalma korkusuna bağlıyor.
Katedralin ardından çıkan ilginç hikaye
Psikolog Fatih Sönmez, bir danışanının anlattığı rüyayı şöyle yorumladı: 'Sürekli katedral görüyor rüyasında. Bunu anlattı, üzerine konuşmaya başladık. Çatının büyüklüğünü anlattı. Çatı derken, hemen şunu hatırladı: 'Çocukken annemle oturduğumuz apartmanın karşısındaki apartmanın adı Çatı idi. Evet, hatırladım 32 numaralı apartman. Ben şu an 32 numaralı apartmanda oturuyorum.' Bunun üzerine konuşmaya devam ettiğimizde ortaya çıkan şu oldu. Bu kişi annesiyle uzun yıllar birlikte yaşamış, sonra ayrı bir eve geçmiş. Ancak bunu içine sindirememiş. Durumu şöyle rasyonalize etmiş. 'Ben aslında 32 numaralı o apartmandayım. Yani annemin hemen karşısında. Hiç ayrılmadık.' Böyle bir hava yaratmış. Elbette bunun farkında değil. Bu ipucu bize çok şey verir. Anne bağımlılığını anlatabilir, ayrılmanın getirdiği problemi anlatır. Bu da çatışmayı çözmede çok şey sağlar.
Hep aynı rüya takıntıya işaret
Psikolog Sönmez, patalojik hastalarda sık sık kendi doğumunu görenlere rastlandığını belirterek şöyle diyor: 'Olay, aslında tek başına ayakta duramayan hastanın bir kez daha doğma, her şeye yeniden başlama ve kendi ayakları üzerinde durma arzusunu simgeliyor. Aynı zamanda bu anneye bir gönderme de olabilir. Anne-çocuk ilişkisinde travmatik bir durumu işaret ediyor olabilir. Bu iki anahtar çok şeye ışık tutabilir. Bir de sürekli aynı rüyayı gördüğünü söyleyenler var, sürekli bir yerden atlıyor. Bu da takıntıdan kurtulma çabası olabilir.'
KAYNAK: Semra Kardeşoğlu/Akşam
|